Bu sabah gerçekten çok tuvaletim vardı. Bunun nedenini okula gitmeme bağlıyordum ve 14 saatlik bir ayı uykusundan yeni uyanmıştım. Ailem düzenimin bozulduğunu söylüyordu. Onlara göre okula gitseydim çok iyi olacaktı. Ama gitmedim işte. Bi günden bir şey olmaz diye düşünüp yatağımda oyalandım. Bir süre saçma sapan sesler çıkardım. Resmen bir ayıya dönmüştüm. Bir ayı olarak yatakta tamamen işe yaramazdım. Bari günümün özetini çıkarayım dedim. Bugün çok dinlenmeli, fizik ve analitik çalışmalı, biraz da kendime zaman ayırmalıyımdım. Belki bir fincan yeşil çay diye düşündüm. Kendimi bir prens gibi hissetmek istiyordum. Ayı olarak başladığım güne yakışıklı bir prens olarak veda etmeliydim.. ”Kahvaltımı yatağıma getirin” diye bağırdım. Ayı olmakla prens olmak arasında gerçekten çok ince bir çizgi vardı, ve ben daha çok gençtim. 15 dakka daha yatağımda kıpırdandıktan sonra mutfağa gidip kahvaltımı ettim. Bugünün büyük bir talihsizlikle sonuçlanacağını ise.. Daha bilmiyordum.
Yazının başında da değindiğim gibi çok tuvaletim vardı ve gitgide çoğalıyordu. ‘Kahvaltımı ettikten sonra yaparım, birikir’ diye düşünmüştüm. Herşey istediğim gibi gelişiyordu. Kusursuz planımın başarıyla sonuçlanması an meselesiydi. Ve tuvalete doğru süzülerek ilerlemeye başladım. Artık tuvaletteydim. Ama üzerimde daha önce hiç yaşamadığım bir tedirginlik vardı. Oysaki planım mükemmel işlemişti. Uzun zamandır bu kadar mükemmel işleyen bir plana tanık olmamıştım. Ama bunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktu, bu işte bir iş vardı. Amaan, herşeyin bir şeyi vardır dedim, oturdum. Malum olay gelişmeye başladı. Sanırım bir sorun çıkmayacak diye düşünürken, kapı çaldı. İşte dedim, allah kahretsin bana dedim. Teyzem kapı hoparlörü şeyine bastı. Pür dikkat kesilmiştim. Dışarıda bir şeyler gelişiyordu ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Elim kolum bağlı mabetimde çömelmiştim. Sağlıklı düşünemiyordum. Malum olay bir yandan da gelişmeye devam ediyordu. ’Alt kattaki kızın geldiğini, evlerinde kimse olmadığını, zamanlamaya bak ki çok sıkıştığını ve bizim tuvaleti kullanması gerektiğini’ kafamdan geçirdim bir kaç saniyede. Sanırım en kötü senaryo bu olmalıydı. Kız gelecekti ben çıkacaktım. Tuvalet kötü kokacak, rezil olacaktım. Bu esnada kapı şeyinden ses geldi. Gelen Arçelik teknik servisten başkası değildi. Bir anlık rahatlama yerini tekrardan dehşete bırakmıştı. Geçtiğimiz günlerde teyzemin yemekteyken zerzenişini hayal meyal hatırladım. Çamaşır makinası bozulmuştu. Gözlerimi yavaşça kapattım. Teyzem cevap verme şeyine bastı. Alma teyze o adamı, açma kapıyı dedim içimden. Bir an bağırmayı düşündüm. Bir 15 dakka sonra gelsinler diyecektim. Ama artık çok geçti. Çamaşır makinası tam önümde daha da büyüyor, beni içine alacak gibi oluyordu. Teyzem tuşa basmıştı. Apar topar işimi bitirip çıkmalıydım. Bu şekilde odama hızlıca kaçabilirdim. Hiç değilse adamla göz göze gelmezdim. Şanslıysam suçu teyzemin üstüne bile atabilirim diye düşündüm. Eğer evde kimsenin olmadığını inandırabilirsem, adam tuvaleti teyzemin kokuttuğunu düşünecek, teyzem utanacak, ben de odamda sessizce zafer dansımı edecektim. Evet, kaçış planım buydu. Hemen uygulamaya koyuldum. Tuvaletten çıkarken kokunun ölümcüllüğünün bir kez daha farkına vardım. İlk defa böylesini görüyordum. Evet görüyordum, çünkü sanki ete kemiğe bürünmüştü koku. Reseptör tanrısı olmuştu resmen. Görüyor, işitiyor, ruhumun derinliklerinde hissediyordum onu. O kadar tedirgin ederlerse olacağı buydu diye düşündüm. Bir yerde okumuştum, tedirginlik halinde canlı kendini savunmak adına böyle yollara başvurabilirdi. Suratımda makul bir ifadeyle odama koştum. Adam içeriye geldiğinde ise ben çoktan odama girmiştim. Onlar merhabalaşırken ben dergi falan okuyordum. Adam ‘Abla bakalım mı makinaya’ dedi. Teyzemden ise hiç beklemediğim bir açıklama geldi. ”Bakalım da, oğlan tuvalete girmiş. Bir beş dakka beklesek.” dedi. Sonra birkaç şey daha konuşuldu ama artık duymuyordum. Dergiyi elimden düşürdüm. Utancımdan yerin dibine girseydim iyidi. Böyle bir şey kavgada söylenmezdi.
Yaptıkları yetmiyormuş gibi odamın kapısını açtı ve kafasını ‘çok kötü’ anlamında sallayarak ‘Eh be Ege’ dedi. Bir kaç dakika sonra ise içerden şu sesler yükseldi. ”Gelin isterseniz, artık napalım. Başka alternatifi yok.’ . Bir insana kibar davranılmaya çalışılırken, öbür insan bu kadar mı rencide edilir, sevgili okur. Turp gibi olmuştum. Cama doğru ilerledim. Bir kağıt parçasına ”Başka alternatif yoktu..” yazdım. Camı açtım…
Ayı olarak uyanmış, bir günlüğüne prens olmak istemiş, camdan aşağı turp atarken komşu tarafından yakalanmıştım.
Not: Bu bir yıl çok zordu. Özellikle Batuhan için. Boyu hiç uzamadı. Ama tüm gizlenmisklasor ailesini kucağıma almak isterim. Gerçekten çok çalıştılar.









